OKULUMUZ

Belediye imar planında lise yeri olarak tahsis edilen Ali Paşa Mahallesi
Atatürk Caddesi üzerindeki ( günümüzde Abdurrahman Karaa bulvarı ) 9-12 ve 96
nolu parseller 4. beşyıllık kalkınma planı çerçevesinde kamulaştırılarak 1968
yılında önce 200 öğrenci kapasiteli Pansiyon Binasının yapımına başlanılmıştır.
1971 Yılında tamamlanan pansiyon binası Kütahya Lisesi’ne bağlı olarak
hizmete girmiştir.
Daha sonra yapımına başlanan 21 derslikli Lise binasının inşaatı 1977
yılına kadar sürmüştür.
Lise binasının 1977 yılında tamamlanması ile Kütahya Lisesi bünyesinde
Devlet Parasız Yatılı öğrenci olarak öğrenim gören öğrenciler ve bir kısım
öğretmenin nakli ile KILIÇARSLAN LİSESİ adı altında öğrenime başlanmıştır.
Eğitim Öğretime başlandığı dönemde 340 öğrenci ve 17 öğretmen mevcuttu.
Olumuzun bulunduğu çevrenin hızlı bir şekilde gelişmesi ve bünyesinde
Ortaokul da bulunmasından mevcut öğrenciye cevap verememiş ve 1984 yılı yatırım
proğramı ile 3 katlı ve 12 derslikli ek bina
kapalı spor salonu ve merkezi ısıtma sistemi binası yapılmış 1987
yılında hizmete girmişlerdir.
1997 yılında Ortaokul bölümü kapanmış ve sadece lise durumuna
dönüşmüştür.
1995 yılında Yabancı Dil Ağırlıklı Lise ( Süper Lise) açılmış ve yüzlerce
öğrenci mezun vermiştir.
2005 yılında Süper liselerin Anadolu Lisesine dönüştürülmesi ile normal
lise ve süper lise bölümleri kapanmış, okulumuz sadece Anadolu Lisesi
statüsünde 720 Öğrenci ve 5 idareci ve
45 öğretmenle eğitim öğretimine devam etmektedir.
OKULUMUZUN ADI VE VERİLİŞ AMACI
Anadolu Selçuklu Devletini ihtişamın ziresine çıkaran ve Osmanlı
Devletinden önce Anadolu’da kurulan ilk büyük İslâm Devletinin namım cihana
yayan idareci Sultan II.Kılıç Arslan’ın tarihimizde müstesna ve mümtaz bir yeri
vardır…Sultan olduğu 1155′ten 1192′de vefatına kadar 37 yıl, devleti iç ve dış düşmanlardan arındırarak,
iktisat, irfan, medeniyet yönünden terakkinin zirvesine çıkarmıştır. O’nun
hükmettiği devre, tarihimizin en parlak devirlerindendir. Kılıç Arslan siyasî
cihetten üç zorlu engeli aşmayı başarmış bir idarecidir: (1) Bizans’ın
Anadolu’ya yeniden yerleşme ümit ve siyasetini ebediyen kırmıştır. (2) Haçlı
tehlikesini Anadolu’dan bütünüyle uzaklaştırmıştır. (3) Civar bütün beylikleri
merkeze bağlıyarak Anadolu birliğini kurmuştur. Bu siyasî muvaffakiyetlere
paralel olarak da Anadolu’da maddî-manevî ilerlemenin başlamasına vesile
olmuştur. Sultan Kılıç Arslan bu icraatlarında nasıl muvaffak olmuştur?.. Bu
sorunun cevabı Sultan II.Kılıç Arslan’ın hayatında saklıdır. Bu yüzden bu
cihangir padişah’ın hayatına göz atmamız gerekmektedir.
Sultan II. Kılıç Arslan 1115 yılında dünyaya geldiğinde, Anadolu’da Ehl-i
Tevhid’in yerleşmeye başlamasının üzerinden bir asra yakın bir zaman geçmişti.
Büyükbabası Süleyman Şah, sarsılmaz bir iman, azim ve gayretle Anadolu’da
Selçuklu devletinin temelini atmış ve Anadolu’nun bir İslambeldesi olması için
köklü tedbirler almıştı. Süleyman Şah’ın 1086′da vefatı üzerine tahta geçen oğlu I.Kılıç
Arslan tarihe şan veren bir mücadeleyle I.Haçlı seferine
(1096-1099) kahramanca karşı koymuş ve yarım milyona yakın haçlıyı Anadolu
bozkırlarına gömmüştü.I.Kılıç Arslan’ın 1107′de vefatı üzerine 2.Kılıç Arslanın amcası
Melikşah, Anadolu Selçuklu tahtına geçmişti. Sultan II.Kılıç Arslan
şehzadeliğinden itibaren geleceğin Sultanı olmak üzere itinayla
yetiştirilmiştir. Dinî ilimleri devrin meşhur
âlimlerinden, devlet idareciliğini bizzat pederinden ve çocuk denecek yaşından
itibaren atıldığı idarecilik hayatında pratikten öğrenerek yetişti. Babasıyla
birlikte, Elbistan’ın fethinde bulundu (1144) ve Elbistan’a Melik tayin oldu.
Meliklik devrinde maiyyetindeki bir avuç akıncıyla Göksün ve Maraş bölgelerine
akınlar yaptı. 1147-1149 yılları arasında cereyan etmiş olan II.Haçlı seferine
karşı babası Sultan Mes’ud’la birlikte karşı durmuş ve Haçlılara yapılan çetin
mücadelelerde tecrübesini arttırmıştır. Melik II.Kılıç Arslan’ın da iştirak
ettiği bu Hilal-Salip mücadelesinde Haçlılara büyük kayıplar verdirilmiştir.
Haçlı tehlikesinin berteraf edilmesini müteakip 1149 yılında babası ile
birlikte Maraş’ı haçlıların elinden kurtarmıştır.
Sultan I. Mes’ud hayattayken, siyasî bilgisiyle askeri sahada gösterdiği
dirayetiyle, irade ve enerjisiyle, geniş görüşüyle tahta en layık olan bu
oğlunu 1155 yılında Sultan ilan etmişti. Sultan II. Kılıç Arslan babasını
yanıltmayacaktı. Kısa zamanda babasının yarım bıraktığı işleri tamamlamak üzere
teşebbüslere geçti… Büyük Selçuklu Sultanı, Sancar’ın vâris bırakmadan 1157′de vefat etmesi üzerine Anadolu Selçuklu Devleti tamamen müstakil
oldu.
Kılıç Arslan sağlam bir Devlet mekanizması kurmaya muvaffak olduktan
sonra fetih bayrağını eline aldı. 1157′de Ayıntab’ı fethederek Suriye sınırını
güven altına aldı. Daha sonra Bizans üzerine döndü ve Miryekefalon’daki savaşla
neticelenecek zorlu bir mücadeleye başladı. Kılıç Arslan’ın en büyük ideali,
Peygamberi bir, kitapları bir, idealleri bir
olan Müslüman Devletleri aynı bayrak altında toplamak, küffür karşısında tek
bilek tek yürek olarak durmaktı… Kılıç Arslan böyle bir iman birliğinin önünde
hiçbir engelin duramayacağına inanıyordu. Fakat bu ittihad’ın pek çok engelleri
vardı. Bu engelleri kılıca iş kalmadan halletmek istiyordu. Bu ulvî idealini
Kader-i İlâhi’nin de yardımıyla gerçekleştirmeye muvaffak olmuştur. Musul ve
Suriye’nin hükümdarı Atabey Nûreddin Mahmud Zengi’nin 1174′te vefatıyla Kılıç Arslan’ın idealindeki “İslam Birliği”nin
önündeki en büyük manilerden birisi kendiliğinden kalkmıştı. Çünkü Mahmud
Zengi’nin tavrı yüzünden Güney Anadolu iki devlet için huzursuzluk bölgesi
olmuştu.
II. Kılıç Arslan 1175′te nicedir Selçuklulara musallat olan Dânişmendli krallığını ortadan kaldırmıştı. Daha sonra Danişmendoğulları
Selçuklu hizmetine girdi.
Kılıç Arslan meşakkatin semeresini almış ve Anadolu İslam birliğini tesis
etmeye muvaffak olmuştu. Artık sıra, köhnemiş zihniyetin temsilcisi
Bizanstaydı. Akıncılar Bizans topraklarında kasırga gibi esmeye başlamışlardı.
II.Kılıç Arslan’ın fevkalâde siyaseti ve mahareti karşısında telaşa kapılan
Bizans imparatoru Manuel Komnenos Selçukluları Anadolu’dan atmak için büyük bir
ordu hazırladı ve Anadolu üzerine sefere çıktı. Zaten Kılıç Arslan epeydir
böyle bir karşılaşmaya hazırlanmaktaydı. İki ordu 1176 yılında Eğiridir
Gölü’nün az kuzeyinde karşı karşıya geldi. “Miryokefalon savaşı” diye tarihlere
geçen bu savaşta II.Kılıç Arslan kumandasındaki Selçuklu ordusu Bizanslıları
perişan etti ve bütün İslâm Âlemini sevince gark eden parlak zaferi kazandı. Bu
zaferden sonra Bizans, Ehl-i Tevhid’i Anadoludan sökemeyeceğini kesin olarak
anlamış oldu.
Kılıç Arslan (1189-1192) yılları arasında yapılan 3.Haçlı seferi
âfetinden Anadolu’yu kurtarmak için de büyük mücadele verdi. Anadolu’ya girmek
isteyen Haçlı ordusunu gerilla harpleriyle yıprattı ve Anadoluyu bu belâdan
kurtardı.
Kılıç Arslan Diğer İslam Devletleriyle de anlaşmaya gayret etmiş ve bunda
da muvaffak olmuştur. Muasırı Selahaddin Eyyubi ile anlaşması ve İslamın
menfaatleri yönünde ittifaka gitmesi bu çalışmalardandır.
II.Kılıçarslan, askerî sahadaki zaferleri yanında, bütün Devlet sathında
başlattığı kültür san’at, ilim hareketleriyle ve imar faaliyetleriyle de dikkat
çekmiştir..
Devrinde, yüzlerce cami, medrese, han, kervansaray, imaret, çarşı, çeşme
ile Anadoluyu bir baştan bir başa donatmıştır. Bilhassa Orta Anadolu
şehirlerinde büyük bir imar hareketini gerçekleştirmiştir.
Sultan Kılıç Arslan, İslamiyyetin hakikatlerini nefsinde tatbik etmek ve
etrafa tebliğ etmek için âzami gayret sarfetmiştir. O, İslamiyyetin verdiği
mefkure sayesinde Anadolu’da yurt kurulduğunu ve kurulan İslâm Devletinin
bekâsının da ancak bu yüce dine sımsıkı yapışmakla mümkün olduğunu anlamış ve
bu idrak içerisinde hareketlerine yön vermiştir.
Sultan II. Kılıç Arslan, Adalet’i esas almıştır. Adalette din farkı
gözetmemiştir. Bu davranışları yüzündendir ki, Hıristiyanlar bile o’nun
zamanında kiliselerinde Sultan’ın şevketi ve başlarından eksik olmaması için
dua ediyorlardı.
Kılıç Arslan’ın idaresi boyunca Anadolu’da görülmemiş bir huzur, asayiş
ve refah dönemi gelmiştir. Dinin izzetini muhafaza için didinen Kılıç Arslan’a
bu yüzden “İzzeddin Ebul-Feth” denilmiştir.
Bu şanlı padişah, 1192 yılında Konya yakınlarında vefat etmiştir. Yerine
Sultan olan oğlu Keyhusrev tarafından Sultan Mes’ud camiinin yanındaki Künbed’e
defnedilmiştir.
İşte 2. Kılıçarslan gibi bir Türk büyüğünün adıyla onurlandırılan
okulumuz Atatürk İlke ve İnkılapları ışığında sonsuza dek sürecek
bütünlüğümüzün savunucusu ve yüceltici nesiller yetiştirme gayret ve çabası
içindedir. ..
OKULUMUZDA GÖREV YAPAN MÜDÜRLER.
1-MEHMET YÜCEL (11.08.1977
-21.08.1978)
2- Mesut EĞMİR (01.09.1978 - 01.02.1980)
3-Aydın TÜRKOĞLU (22.01.1980 -
03.02.1981)
4- Arslan ERGÜÇ (12.02.1981 - 20.10.1982)
5- Aziz Can ÖZALP (02.08.1983 - 14.11.1989)
6- İsmail AKSÖZ (12.11.1989 - 05.07.1996)
7- A. Talat GÜRLEK (18.10.1996 - 04.03.2005)
8- Ali Osman ACAR (25.04.2007 - 05.05.2009)